Çok Çabuk Vaz Geçiyorum
Yaralı bir kalbin son iniltileri bu yazdıklarım.
Ne ağlar, ne ararım bundan gayrı. Bırak bu kalp böyle kanasın. Kabuk tuttukça yolsun her bir anı, her bir senli salise, bir kurşun daha sıksın aynı yaraya.
Bilir misin bilmem sevdiğim, aynı yere vurulan sürekli darbeler acıtmaz derler. Alışırmış kanamaya yara. Kanıksarmış darbeleri darbe alan yer. Yalanmış.
Bilmem ki kaç oldu yediğim kurşun sen gideli. Ve bilmem kaç oldu kalkan kabuk yaramdan.
Bir gemi limanı terk ederse martılar eşlik eder gemiye. Ama limanı kimse sormaz yol almaya başladıktan sonra.
Bu kalbin en değerli köşesini ömürlük demir atman için sana armağan etmiştim ben. Bilsem tek bir yolcuyla bile demir alacağını, baştan hazırlardım kendimi en hırçın dalgalara.
Şimdi hangi limanda demir attın, nerede indirdin sahte aşk yelkenlerini, seni hiç hak etmeyen sulara bilmem ama, bir görsen boğuştuğum dalgaları, bir bilsen kaç demir atmak isteyen gemiyi batırdı senden kalan sevda askerleri.
Dinlediğim her şarkı, seninle giden martıların bir tüyünü yüzüme yüzüme uçuran adi bir rüzgâr gibi.
Birlikte izlediğimiz filmler, her birinin sonu senden sonra mutsuz biter oldu sanki. Kavuşanlar ayrıldı, gelenler sanki hiç gelmediler.
Sesin kulağımda kalan en acı tını, kokunsa... Ah. O bambaşka bir hasret sevdiğim.
Biliyor musun, ardından çok soğudu şehrimin sokakları. Yaktığım sigaralar da yetmedi ısıtmaya.
Kızma ama, ilk aklıma saçların geldi. Yaktım onları, daha çok üşüdüm. Sonra hayallerimizi sardım tütün yerine makarona. Yaktım, çektikçe üşüdüm.
Senden sonra hiçbir şey ısıtmadı senin gibi bedenimi. En sonunda ısınmaktan da vazgeçtim, benden vazgeçtiğin gibi.
Artık çok çabuk vazgeçiyorum her şeyden sen benden vazgeçeli.
Hayallerimden vazgeçtim önce. Çoluk çocuktan, evimizden, evimizdeki boş odada yapacağımız çocukça su savaşlarından, bahçemizdeki köpeğimizden, erik ağaçlarından, deniz kenarındaki sevgi fısıltılarından.
Sonra gerçeklerden de vazgeçtim sevdiğim. Sana ettirdiğim kahvaltıdan, parkta bana sarılışından, gelsin diye sana ettiğim dualardan, umutla, heyecanla beklediklerimizden, sana yakacağım türküden vazgeçtim.
En gerçeğim sendin oysa. Bir senden vazgeçemedim biliyor musun sevdiğim?
Sana dair her şeyden vazgeçtim de bir senden kopartamadım bu kalbi. Ama dedim ya, artık çabuk vazgeçiyorum her şeyden diye, en sonunda sevdiğim, senden vazgeçmekten de vazgeçtim.
Sana bir sitemim var aslında. Keşke katilim olmasaydın be sevdiğim!
Ben zaten kalan ömrümü ona ver, o yaşasın diye dualar ettim hep Allah'a. Ne gerek vardı ki yaşayan ölü yaptın beni genç yaşımda?
Yıldızlar artık kaymıyorlar, ya da ben fark etmiyorum. Sanki seni dilememden korkuyor gibiler.
Köpeklerim yanıma gelmiyorlar eskisi kadar. Seni anlatacağımı biliyorlar. Çaresizce dinlemekten yoruldular.
Benim helalse de sevgimin hakkı haramdır aşkına sevdiğim. Ben değilsem de yüreğim davacı gidişinden.
Virane bir mahkeme salonu hayallerim. Gidişin sanık, seninle izleyip sensiz izlerken ağladığım filmler sanık, şarkılarımız sanık, sana yazdığım şiirler sanık, verdiğin sözler, kurduğumuz hayaller, ettiğimiz dualar sanık, sen. Sen sanık!
Bu kalbin gittiğin gün sessizce can verişine kaç yıl vermeli hâkim?
Şimdi cenazesi bile kaldırılmayan bu enkaz yüreğin can çekişine, bana seviyorum diyişine, o âşık olduğum gülüşüne kim tanık ha, kim!
Sevdiğim, sen dışında tüm sanıklar aşkın kanununda, ihanetin yasalarına göre yargılanıp serbest kaldılar. Onlar suçsuzmuş.
Tek sanık, tek katil, tek hain senmişsin. Ve sana müebbet verdiler kalbimin tek kişilik hücresinde. Hayallerimi kelepçe yapıp kollarına bağladılar.
Korkma, orada sadakatimle besleyeceğim seni. Ve bir gün yaptıklarından utanıp asmak istersen kendini, yaraladığın bu kalbin bağlamaya yüz tutmuş tüm kabuklarından urgan yapacağım.
Adem Sadıklı